Sensei

Sensei; bir hocadan çok, yolu gösteren bir rehberdir. Kelime olarak tercüme edersek "önce doğan" diyebiliriz. Böyle bakarsan öğrencinin varmak istediği yerde olan kişidir.

Kancho; yani dojonun baş ustasının görevi, öğrencileri doğru yönlendirmektir. O, yalnızca doğru yolu işaret eder, gerçek yolcu ise deshidir.

İyi bir sensei öğrencilerini, ne yaptıklarıyla ne de yapabilecekleri ile etkiler. Gerçek bir irade yoğunluğu saçan senseiye asla rastgele ve dikkatsizce davranılmaz.

O, hiçbir zaman kendine saygı gösterilmesini beklemezken, kıdemli öğrenciler bu konu üzerinde çok titiz davranırlar. Senseilerine yapılan saygısız bir davranışı kendilerine yapılan saygısızlık olarak algılar ve ona göre tepki verirler. Bu tepkiyi senseilerini şereflendirmek için yapmazlar.

İyi bir sensei zaman zaman herkesin gevşemesini ve olağan davranmasını tercih eder . Bunun yanı sıra kıdemli bir deshi disiplinin değerini anlar. Senseinin karşısında eğilmenin, kişinin kendi yararına olduğunu bilirler. Gevşemiş bir disiplinin tüm dojoyu da zayıflatacağını bilirler.

Shinza; senseinin biIe ikinci planda kaldığı kutsal mekan, küçük-büyük, sade veya süslü, nasıl olursa olsun dojonun en kıdemli noktasıdır ve her dojonun kutsal bir mekanı vardır. Kutsal mekan kişinin ne kadar üstün olursa olsun halen gidecek çok yolu olduğunu hatırlatır.

Bütün bunları gözden geçirdiğimizde karşımıza özel bir mekan çıkar. Yeni öğrencileri ürkütebilen bu durum, kıdemli öğrenciler için son derece bağımlılık yapan bir durumdur. Bu öğrenciler için dojo her şey demektir. Büyük şiddetin ve büyük huzurun yaşandığı ortamdır. Burada alçakgönüllülük ve otorite biraradadır. Bu nitelikleri pek çok farklı yerde görebilirsiniz ama hepsini birarada ve bir insanda ancak burada görebilirsiniz.

Dojodaki izdeşi öğrenciden ayıran şey, deshinin farklı şeyler yapması değil aynı şeyleri farklı biçimde yapmasıdır. lnsanlara kendini korumayı öğreten bir okulun öğrencileri, dövüş tekniklerini öğrenir. Dojodaki deshi ise bunun ötesine geçer, kendi egosunu öldürünceye dek sanatın derinliklerine batırır ve bu derinliklerde egosunu boğar.

Öğrenci bir şeyler almakla meşgulken hoca vermekle meşguldür. Verir, verir ve verir.. Ta ki boş bir kabuktan başka bir şey kalmayıncaya kadar.

Bu noktada savaşmak ve savaşmamak aynı şey olur.

Ardından dönüşümün farkına bile varmadan o da bir sensei olmuştur.

O zaman oturabilir. Hiç bir şey yapmaz, yalnızca oturur. Fakat garip ve ürkütücü bir güzellikte oturur.

Dojo, varlığıyla öğrenciyi geliştirir.